---
title: "İmâm-ı Rabbânî"
url: "https://www.naksibend.com/silsile/imam-i-rabbani"
type: "silsile-halkası"
order: "24"
---

# İmâm-ı Rabbânî

Pîr · 971/1564 – 1034/1624 · Doğum: Sirhind · Kabri: Sirhind (Pencap, Hindistan)

İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Sirhindî (971/1564 - 1034/1624), Pencap'taki Sirhind'de doğup orada vefat eden, Nakşibendiyye'nin Müceddidiyye kolunun kurucusudur. Bâkîbillâh'ın halifesi olarak silsilenin yirmi dördüncü halkasıdır; Mektûbât'ı ile tanınır.

## Hayatı

Tam adı Ebü'l-Berekât Ahmed b. Abdilehad el-Fârûkī es-Sirhindî'dir. 14 Şevval 971'de (26 Mayıs 1564) Doğu Pencap'taki Sirhind'de doğdu. "İmâm-ı Rabbânî" ve hicrî ikinci binyılın müceddidi anlamına gelen "Müceddid-i elf-i sânî" unvanlarıyla anılır. Soyunu Hz. Ömer'e dayandıran Kâbil asıllı bir aileye mensuptur. Çiştî ve Kādirî şeyhi olan babasının yanında okudu; Siyâlkût'ta Ya'kūb Keşmîrî'den hadis, Kadı Behlûl Bedahşânî'den tefsir, Mevlânâ Kemal Keşmîrî'den aklî ilimler okudu. Bir süre Agra'da Bâbürlü hükümdarı Ekber Şah'ın sarayında bulundu; ilk eseri İsbâtü'n-nübüvve'yi bu dönemde yazdı.

Babasının vefat ettiği yıl (1007/1598-99) hac niyetiyle Sirhind'den ayrıldı. Delhi'de Bâkîbillâh ile tanıştı, bir süre yanında kalıp ona intisap etti. Sirhind'e döndükten sonra şeyhiyle mektuplaştı ve onu 1012'deki (1603) son ziyaretine kadar iki defa daha gördü. Bâkîbillâh aynı yıl vefat etmeden önce oğullarının mânevî eğitimini ona bıraktı. 1028'de (1619) Bâbürlü hükümdarı Cihangir tarafından Agra'ya çağrılıp sorgulandı ve Gwalior (Gevâliyâr) Kalesi'nde hapsedildi. Yaklaşık bir yıl sonra serbest bırakıldı ve bir süre kendi isteğiyle sarayda kaldı. 8 Safer 1034'te (20 Kasım 1624) vefat etti.

## Silsiledeki yeri ve Müceddidiyye

Bâkîbillâh ile oğlu Muhammed Mâsûm arasında yer alır. Nakşibendiyye'nin, onun hicrî ikinci binyılın müceddidi olduğu kanaatinden adını alan Müceddidiyye kolu kendisiyle başlar. Başlangıçta babasından ve Bâkîbillâh'tan öğrendiği vahdet-i vücûd anlayışına bağlıydı; sonra bunu son mertebe değil ileri mertebelerden biri saydı ve vahdet-i şühûd görüşünü geliştirdi. İbnü'l-Arabî'yi reddetmedi, onun terminolojisini sıkça kullandı. Tarikatı şeriatın hizmetçisi olarak tanımladı ve tarikata intisabın amacını şeriatı ihlâsla yaşamak olarak gördü. Nakşibendî dervişine semâı, raksı ve cehrî zikri terk ettiren bu yaklaşım, Müceddidiyye'nin medrese çevrelerinde kabul görmesini kolaylaştırdı.

Mîr Muhammed Nu'mân, Lahorlu Muhammed Tâhir, Bedîüddin Sehârenpûrî ve hayatına dair Zübdetü'l-Makāmât'ı yazan Muhammed Hâşim-i Kişmî gibi çok sayıda halife yetiştirdi. Dört oğlu Muhammed Sâdık, Muhammed Saîd, Muhammed Mâsûm ve Muhammed Yahyâ'dan en etkili olanı Urvetü'l-vüskā lakaplı Muhammed Mâsûm'dur; silsile onunla devam eder. Müceddidiyye, Abdullah Dehlevî ve Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî vasıtasıyla Hâlidiyye'ye ve Anadolu'ya ulaşır.

## Eserleri

En tanınmış eseri Mektûbât'tır. Üç ciltten (defter) oluşan eser toplam 536 mektup içerir: birinci cilt 1025'te (1616) Yâr Muhammed Talkânî, ikinci cilt 1028'de (1619) Abdülhay Pütnî, üçüncü cilt vefatından sonra Muhammed Hâşim-i Kişmî tarafından derlenmiştir. Birkaçı dışında mektupların hepsi Farsçadır. Eseri Müstakimzâde Süleyman Sâdeddin Efendi 1158'de (1745) Türkçe'ye, Muhammed Murâd el-Kazânî Arapça'ya çevirmiştir. Diğer eserleri İsbâtü'n-nübüvve, Şîa'ya reddiye olan Te'yîd-i Ehli's-sünne (Redd-i Revâfız), Mükâşefât-ı Gaybiyye, Bâkîbillâh'ın rubâîlerine yazdığı hâşiye ve ta'likler, Maârif-i Ledünniyye, Mebde' ü Meâd ve Risâle-i Tehlîliyye'dir.

## Kabri

Sirhind'de defnedildi. Oğlu Muhammed Mâsûm da babasının kabrine yaklaşık 100 metre mesafede, aynı bahçe içinde gömülüdür.