---
title: "Fenâfillâh"
url: "https://www.naksibend.com/sozluk/fenafillah"
type: "sözlük-terimi"
description: "Kulun kendi varlığını, fiillerini ve iradesini görmekten fâni olup Allah’ın celâli ve azameti karşısında her şeyi unutması; seyr ü sülûkün son merhalesi."
---

# Fenâfillâh nedir?

Arapça: الفناء في الله
Transliterasyon: al-fanāʾ fī Allāh
İngilizce: annihilation in God

Kulun kendi varlığını, fiillerini ve iradesini görmekten fâni olup Allah’ın celâli ve azameti karşısında her şeyi unutması; seyr ü sülûkün son merhalesi.

## Anlamı

Fenâ sözlükte “geçici olmak, yok olmak” demektir ve çoğunlukla “var olmak, sürekli olmak” anlamındaki bekā ile birlikte kullanılır. Mustafa Kara’nın tespitine göre mürid bir mürşidin gözetiminde riyâzet ve mücâhede ile nefsini terbiye eder; bu terbiyenin sonunda ulaşılan noktaya fenâ-bekā denir. Sûfîlerin çoğunluğu fenâ-bekāyı tasavvufî hayatın son durağı olarak görür.

## Tanımları

Fenâ ve bekā kelimeleriyle bu hâli tarif eden ilk sûfînin Ebû Saîd el-Harrâz (ö. 277/890 [?]) olduğu anlaşılmaktadır: ona göre fenâ, kulun kulluğunu görmekten fâni olmasıdır. İlk dönemlerde fenâ ahlâkî anlamda anlaşılmış; cehaletin yerine ilmin, gafletin yerine zikrin, günahın yerine taatin geçmesi olarak açıklanmıştır. Ebû Ya‘kūb en-Nehrecûrî fenâyı “Allah’a nisbetle kulun kendi varlık ve fiillerini görme duyusunun yok olması” diye tarif eder. Hücvîrî’ye göre kulun fâni olması, Hakk’ın celâl ve azametini temaşa edip dünya ve âhireti unutması, bu hâlini bile fark etmemesidir.

## Tartışmalar

Fenâ-bekā, tasavvuf tarihinin en çok tartışılan kavramları arasındadır. Serrâc, kulun kendi sıfatlarından çıkıp Hakk’ın sıfatlarına girmesinin, kendi iradesinden çıkıp Hakk’ın iradesine tâbi olması şeklinde anlaşılması gerektiğini, aksi hâlde hulûl yanlışına düşüleceğini belirtir. Ona göre fenâ ittihad anlamına gelmez; Allah’ın mutlak irade ve kudretinin tam olarak tanınmasıdır. Fenâ hâlinin sürekli olup olmadığı, kesbî mi vehbî mi olduğu da tartışılmıştır.

## Tarikatlarda

Tarikatlar döneminde fenâ, fenâfişşeyh ve fenâfirresûl mertebelerinden sonra gelen fenâfillâh olarak sıralanmıştır. Süleyman Uludağ’a göre sülûkün sonu Hakk’a vuslatın (fenâfillâh) ardından Hak ile bâki olmaktır. Nakşibendî zikrinde nefy ü isbât zikrinin gayesi nefsin kötü arzularını yok etmek ve letâifi fenâ hâline ulaştırmaktır.

## Köken

Arapça fenâ (yok olmak) + fî (-de/-da) + Allah. Türkçede bitişik yazılır.