Niyâzî-i Mısrî Hazretleri gibi bir irfan güneşini yetiştiren büyük mürşid-i kâmil Ümmî Sinan Hazretlerinin bu mübarek nutk-ı şerifi, seyr ü sülûk yolundaki bir sâlikin kalbî yakarışını ve tevhid dairesindeki teslimiyetini terennüm etmektedir. Tasavvuf yolunda her ne kadar zâhirde kulun Hakk’a yönelişi anlatılsa da, bu yönelişin ve muhabbet akışının mürşid aynasından süzülerek Resûlullah Efendimize, oradan da Cenâb-ı Hakk’a ulaştığı bilinmektedir. Âşıkların dillerinden dökülen bu niyaz, müridin kendi varlığından geçerek mürşidinde fâni olması, mürşidin Peygamber Efendimizde fâni olması ve nihayetinde hepsinin fenâfillâh sırrına ermesi gayesini taşır. Gönlün Hakk’a dönmesi, ancak aradaki vesilelerin ve muhabbet bağının sağlamlığıyla mümkündür.
Nutk-ı şerifin ilk bendinde âşık, bütün yaratılmışların yegâne yöneldiği merci ve her şeyin yaratıcısı olan Cenâb-ı Hakk’a seslenmektedir. Yaratılmışların asıl maksadı ve gayesi O’na ulaşmaktır. Sâlik, her şeyin Hâlık’ı olan Allah’a yönelirken, bu yönelişin ilk basamağının mürşid-i kâmilin kalbine rabıta yapmak olduğunu bilir. Çünkü mürşidin kalbi, ilâhî tecellilerin yansıdığı bir ayna hükmündedir. Âşık, gönlünün masivadan yani Hakk’tan gayrı her şeyden yüz çevirip tamamen O’na yönelmesini niyaz ederken, bu ilâhî çekimin ancak mürşidinin manevî nazarıyla gerçekleşeceğinin idrakindedir.
İkinci bendde gönül yarasından ve yüz karalığından bahsedilmektedir. Buradaki yara, asıl vatandan ve hakiki sevgiliden ayrı düşmenin verdiği firkat acısıdır. Yüzün karası ise beşerî noksanlıklar, gaflet perdeleri ve günahların getirdiği hicap halidir. Kendini tamamen çaresiz hisseden sâlik, yegâne çare kapısına yönelmektedir. Tasavvuf âdâbında kulun kendi acziyetini ve çaresizliğini itiraf etmesi, manevî yükselişin en mühim anahtarıdır. Âşık, mürşidinin himmet ve duasıyla bu manevî kirlerden arınmayı ve kalbinin tasfiye edilerek Hakk’ın rızasına muvafık hale gelmesini talep etmektedir.
Üçüncü bendde nefs ve hırs elinden düşülen şaşkınlık ve çaresizlik dile getirilmektedir. Sâlik, nefsin bitmek bilmeyen arzuları ve dünya hırsı yüzünden yolunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu manevî tehlikeler karşısında sığınacak yegâne sığınak yine ilâhî rahmettir. Nakşibendî büyüklerinin de belirttiği üzere, nefsin hilelerinden kurtulmak ancak bir rehber-i kâmilin sohbetine devam etmek ve onun manevî nisbetine tutunmakla mümkündür. Âşık, başka hiçbir kapıda derman bulamayacağını bilerek, yalvarışını doğrudan doğruya gönülleri evirip çeviren Rabbine sunmaktadır.
Dördüncü bendde vuslat arzusu, rüyet iştiyakı ve teslimiyet zirveye ulaşmaktadır. Elin ermesi manevî yakınlığa, gözün görmesi ise kalb gözünün açılarak ilâhî tecellileri müşahede etmeye işarettir. Eşiğe yüz sürmek, benliği tamamen yok etmek ve mutlak bir teslimiyetle boyun eğmektir. Şârihler bu teslimiyeti, müridin mürşidi önünde gassal elindeki meyyit gibi olması haliyle açıklar. Bu mutlak fena hali gerçekleştikten sonra, sâlikin gönlü tamamen Hakk’ın tecelligâhı haline gelir ve kulun her azası ilâhî rızanın birer aleti olur.
Beşinci bendde zikr-i dâim ve murakabe hallerine işaret edilmektedir. Dilin sürekli Hakk’ı anması, özün yani kalbin her an tefekkür ve hayret içinde bulunması ve gözün Hakk’tan başkasına bakmaması istenir. Bu durum, sâlikin her an huzur-ı ilâhîde olduğunun bilincinde olması halidir. Gözün gayrıya bakmaması, kalbe masivanın girmesini engellemek demektir. Mürşidin kalbiyle kurulan rabıta sayesinde sâlik, zihnini ve gönlünü dağınık düşüncelerden korur ve tek bir noktaya, yani hakiki dosta odaklar.
Son bendde ise bu mübarek niyazın kabulü için en yüce vesileler zikredilmektedir. Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa’nın minneti, şefaati ve şah-ı velayet Hazret-i Ali Murtaza’nın manevî himmeti hürmetine dua edilmektedir. Tasavvuf zincirinin ve manevî nisbetin kaynağı olan bu yüce zatların hürmetine istenen her şey, tevhid birliğinin sırrıyla kabul olunur. Mürid mürşidinde, mürşid Resûlullah’ta fâni olarak bu muhabbet zincirini tamamlar. Âşık, bu mukaddes bağların ve manevî birliğin hürmetine gönlünün ebediyen Hakk’ın rızası dairesinde kalmasını dileyerek niyazını nihayete erdirir.