Sözlük
Sufi ve Nakşibendi geleneğinin temel kavramları. Türkçe ile birlikte Arapça aslı, transliterasyon ve uzun açıklama.
Kelimât-ı kudsiyye
Nakşibendiyye'nin on bir esası, sırasıyla.
- 1.Hûş der-demهوش در دمhūsh dar dam
Sâlikin aldığı ve verdiği her nefeste gafletten uzak durup Hakk’ı unutmaması; Nakşibendiyye’nin kelimât-ı kudsiyye denilen on bir esasının ilki.
- 2.Nazar ber-kademنظر بر قدمnaẓar bar qadam
Sâlikin yürürken gaflete yol açacak şeyleri görmemek için bakışını ayaklarının önüne indirmesi; kelimât-ı kudsiyyenin ikinci esası.
- 3.Sefer der-vatanسفر در وطنsafar dar waṭan
Sâlikin beşerî ve kötü vasıflardan sıyrılıp melekî ve ilâhî vasıflara doğru iç âleminde yürümesi; kelimât-ı kudsiyyenin üçüncü esası.
- 4.Halvet der-encümenخلوت در انجمنkhalwat dar anjuman
Sâlikin zâhiren halk içinde yaşarken bâtınen Hak ile beraber olması; Nakşibendiyye’nin temel esaslarından biri ve kelimât-ı kudsiyyenin dördüncüsü.
- 5.Yâd-kerdيادكردyād-kard
Sâlikin mürşidinden aldığı zikri diliyle ya da kalbiyle sürekli tekrar etmesi; kelimât-ı kudsiyyenin beşinci esası.
- 6.Bâz-geştبازگشتbāz-gasht
Zikir sırasında kelime-i tevhidin ardından “İlâhî ente maksûdî ve rızâke matlûbî” diyerek niyeti Hakk’a döndürmek; kelimât-ı kudsiyyenin altıncı esası.
- 7.Nigâh-dâştنگاه داشتnigāh-dāsht
Sâlikin kelime-i tevhidi zikrederken kalbini dünyevî ve yersiz düşüncelerden koruması; kelimât-ı kudsiyyenin yedinci esası.
- 8.Yâd-dâştيادداشتyād-dāsht
Sâlikin kalbinin her an Hakk’ın huzurunda olması, Hak’tan daima haberdar bulunması; kelimât-ı kudsiyyenin sekizinci esası ve ilk yedisinin hedefi.
- 9.Vukūf-ı zamânîوقوف زمانیwuqūf-i zamānī
Sâlikin her an kendi hâline bakıp o hâlin şükür mü, istiğfar mı gerektirdiğini bilmesi; vaktin hakkını vermek. Kelimât-ı kudsiyyenin dokuzuncu esası.
- 10.Vukūf-ı adedîوقوف عددیwuqūf-i ʿadadī
Zikrin, mürşidin tayin ettiği sayıya dikkatle riayet edilerek yapılması; dağınıklığı önleyip dikkati toplamaya yönelik esas. Kelimât-ı kudsiyyenin onuncusu.
- 11.Vukūf-ı kalbîوقوف قلبیwuqūf-i qalbī
Sâlikin zikir sırasında kalbine yönelip onu zikirle meşgul etmesi ve kendini daima Hakk’ın huzurunda bilmesi; kelimât-ı kudsiyyenin on birinci esası.
Diğer kavramlar
- Bekābillâhالبقاء باللهal-baqāʾ bi-llāh
Kötü vasıflarından arınan sâlikin iyi vasıflar kazanıp kendinden fâni olduktan sonra Hak ile bâki olması; fenâfillâhın ardından gelen ve irşadın şartı sayılan hâl.
- Fenâfillâhالفناء في اللهal-fanāʾ fī Allāh
Kulun kendi varlığını, fiillerini ve iradesini görmekten fâni olup Allah’ın celâli ve azameti karşısında her şeyi unutması; seyr ü sülûkün son merhalesi.
- Fenâfişşeyhالفناء في الشيخal-fanāʾ fī al-shaykh
Müridin şeyhini sevip her bakımdan onu örnek alarak iradesini ona teslim etmesi; Allah’ta fâni olmanın (fenâfillâh) ilk basamağı.
- Halifeخليفةkhalīfa
Şeyhi tarafından kendi adına müridleri terbiye ve irşad etmeye yetkili kılınan, bazen de şeyhin vefatından sonra yerine geçen kimse.
- Hatm-i hâcegânختم خواجگانkhatm-i khwājagān
Nakşibendiyye’de, özellikle Hâlidiyye kolunda, belli sayıda Fâtiha, salavat, İnşirâh ve İhlâs okunarak toplu ya da tek başına yapılan zikir.
- Hâlحَالḥāl
Sâlikin gönlüne sebepsiz olarak gelen, kendi gayretinin değil ilâhî tecellînin neticesi sayılan geçici manevî tesir.
- Hâlidiyyeالخالديّةal-khālidiyya
Nakşibendiyye-Müceddidiyye’nin, Mevlânâ Hâlid el-Bağdâdî’ye (ö. 1242/1827) nisbet edilen ve XIX. yüzyıldan itibaren Osmanlı coğrafyasında en yaygın hâle gelen kolu.
- Letâifلطائفlaṭāʾif
İnsanda bulunduğu kabul edilen ve zikirle uyandırılan mânevî idrak merkezleri; Nakşibendiyye’de kalp, ruh, sır, hafî, ahfâ (letâif-i hamse) olarak sayılır.
- Makamمَقَامmaqām
Sâlikin sülûk ve mücâhede ile elde ettiği, hâlden farklı olarak kalıcı manevî mertebe.
- Murâkabeمراقبةmurāqaba
Kulun iç ve dış âleminin sürekli Allah’ın gözetimi altında olduğunu bilip kalbini gözetmesi; Nakşibendiyye’de belli âyetlerin tefekkürüyle feyzin gelişini beklemek.
- Müceddidiyyeالمجدّديّةal-mujaddidiyya
Nakşibendiyye’nin, XVII. yüzyılda Hindistan’da İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Sirhindî’ye (ö. 1034/1624) nisbet edilen kolu; Ahmediyye diye de anılır.
- Müridمريدmurīd
Hakk’a ulaşma iradesiyle bir şeyhe biat edip onun gözetiminde seyr ü sülûke giren kimse; sözlükte “iradesi, isteği olan”.
- Mürşidمرشدmurshid
Sâlike Hak yolunda rehberlik eden, seyr ü sülûkünü tamamlayıp irşad izni almış kimse; şeyh, pîr, velî, eren ile eş anlamlı.
- Râbıtaرَابِطَةrābiṭa
Mürîdin, mürşidi vasıtasıyla rûhâniyyetiyle bağ kurması; Nakşibendi yolunun temel uygulamalarından.
- Seyr ü sülûkسير و سلوكsayr wa sulūk
Tâlibin bir mürşidin gözetiminde nefsini arındırıp makamları aşarak Hakk’a doğru ilerlemesi; başlangıcı tövbe, sonu fenâfillâh ve bekābillâh kabul edilir.
- Silsileسلسلةsilsila
Bir tarikatın, birbirine icâzet veren şeyhlerinin Hz. Peygamber’e kadar uzanan isim listesi; yazılı belgesine silsilenâme veya tomar denir.
- Sohbetصحبتṣuḥba
Şeyhin ya da âlimin sözlerini dinlemek ve onun hâlinden istifade etmek için bir araya gelinen dinî-tasavvufî meclis; Nakşibendiyye’de terbiyenin temel yolu.
- Teveccühتوجّهtawajjuh
Şeyhin müridini mânen olgunlaştırmak için ona nazar etmesi, müridin de şeyhinden istifade için gönlünü ona yöneltmesi.
- Zikirذكرdhikr
Allah’ı anmak; tasavvufta kalbin Allah’ın zâtı, isimleri ve sıfatları karşısında uyanık tutulması ve şeyhin telkin ettiği isim veya kelime-i tevhidin tekrarı.
- Zikr-i hafîذكر خفىdhikr-i khafī
Allah’ın sessizce, dil kıpırdatmadan kalp ve nefesle zikredilmesi; Nakşibendiyye’nin ayırt edici zikir usulü.
- Üveysîlikأويسيّةuwaysiyya
Bir kimsenin zâhiren görmediği bir velînin ya da Hz. Peygamber’in ruhaniyetinden mânevî eğitim alması; adını Üveys el-Karanî’den (Veysel Karanî) alır.
- İcâzetإجازةijāza
Bir şeyhin, kendi usulünü sürdürmeye ehil gördüğü müridine verdiği irşad izni; yazılı şekline hilâfetnâme denir.
- İntisapانتسابintisāb
Bir tarikata girmek, bir şeyhe biat ederek onun müridi olmak; biat, ahz-ı tarîk, el almak ve inâbe ile aynı anlamda kullanılır.
sık sorulanlar
Nakşibendiyye'nin on bir esası nelerdir?
Kelimât-ı kudsiyye denilen on bir esas sırasıyla şunlardır: Hûş der-dem, Nazar ber-kadem, Sefer der-vatan, Halvet der-encümen, Yâd-kerd, Bâz-geşt, Nigâh-dâşt, Yâd-dâşt, Vukūf-ı zamânî, Vukūf-ı adedî, Vukūf-ı kalbî.
Hûş der-demNazar ber-kademSefer der-vatanHalvet der-encümenYâd-kerdBâz-geştNigâh-dâştYâd-dâştVukūf-ı zamânîVukūf-ı adedîVukūf-ı kalbî
Râbıta nedir?
Mürîdin, mürşidi vasıtasıyla rûhâniyyetiyle bağ kurması; Nakşibendi yolunun temel uygulamalarından.
Zikr-i hafî nedir?
Allah’ın sessizce, dil kıpırdatmadan kalp ve nefesle zikredilmesi; Nakşibendiyye’nin ayırt edici zikir usulü.
Hatm-i hâcegân nedir?
Nakşibendiyye’de, özellikle Hâlidiyye kolunda, belli sayıda Fâtiha, salavat, İnşirâh ve İhlâs okunarak toplu ya da tek başına yapılan zikir.