şu an hazırlanmaktadır, sabrınıza teşekkürler.
naksibend.comyolumuz sohbet yoludur
← beyitler

Ey sanem n'oldun câna kasdın var Bağrımı deldin kâna kasdın var Başım önünde çevgân elinde Çelmeden gayrı yâ ne kasdın var Tiğ-i gamzenle doğradın bağrım Cism u cânı kurbâna kasdın var Onmadık başım kavgâya saldın Pâdişâhım seyrâna kasdın var Beni gör n'oldum sararup soldum Vasl umarken hicrâna kasdın var Bu vücûdumu odlara yakdın Ben de bildim biryana kasdın var Bu Niyâzî'yi ağlatdığından Anlanır kim ihsâna kasdın var

Niyâzî-i MısrîPîr Efendimiz'in sesinden
Başım önünde çevgân elinde
Çelmeden gayrı yâ ne kasdın var
Tiğ-i gamzenle doğradın bağrım
Cism u cânı kurbâna kasdın var
Onmadık başım kavgâya saldın
Pâdişâhım seyrâna kasdın var
Beni gör n'oldum sararup soldum
Vasl umarken hicrâna kasdın var
Bu vücûdumu odlara yakdın
Ben de bildim biryana kasdın var
Bu Niyâzî'yi ağlatdığından
Anlanır kim ihsâna kasdın var
0:00 /
Tarayıcınız dinleme çubuğunu açamadı — kaydı aşağıdan dinleyebilirsiniz:
Pîr Efendimiz'in sesinden
şerh

Niyâzî-i Mısrî Hazretleri bu gazelinde, sâlikin seyr ü sülûk yolculuğunda yaşadığı çileleri, nefis mücadelesini ve mürşid-i kâmilin celâl terbiyesini coşkulu bir aşk diliyle terennüm etmektedir. Şiir boyunca sevgiliye yöneltilen sitemler ve cana kastetme feryatları, aslında sâlikin hamlıktan pişmeye, çokluktan birliğe geçiş sürecindeki tatlı ıstıraplarını ifade eder. Tasavvuf yolunda aşığın canına kastedilmesi, onun nefs-i emmâresinin öldürülmesi ve benliğinin yok edilmesidir; zira fâni varlık ortadan kalkmadan baki olan dosta ulaşmak mümkün değildir.

Mürşid-i kâmil, müridin gönül aynasını parlatmak için onu bazen celâl tecellîleriyle sarsar, bazen de cemâl tecellîleriyle okşar. Bu gazelde baştan sona hissedilen celâl rüzgârı, müridin fenâfillâh dairesine girmesi için kaçınılmaz bir arınma sürecidir. Mürid mürşidinde fâni oldukça (fenâ fi'ş-şeyh), mürşidinin aynasında Resûlullah'ın nurunu müşahede eder (fenâ fi'r-resûl) ve nihayetinde mutlak varlıkta yok olarak (fenâfillâh) hakiki vuslata erer. Şiirin sonunda anlaşılan odur ki, sevgilinin gösterdiği her türlü cefa ve acı, aslında aşığa sunulacak en büyük ihsanın ve manevî lütfun perdesidir.

Ey sanem n'oldun câna kasdın varBağrımı deldin kâna kasdın var

Şârihler bu beyitte geçen sanem kelimesini, zâhirde kendisine tapılan put anlamından çıkarıp, mecâzî ve hakikî aşkın merkezindeki mürşid-i kâmil olarak şerh ederler. Mürşid, müridin gönlünde öyle bir muhabbet tahtı kurmuştur ki, sâlik onun cemâline hayran kalmış ve adeta onda fâni olmuştur. Âşığın cana kastetme feryadı, nefs-i emmârenin can çekişmesinden ibarettir; çünkü mürşidin terbiyesi altına giren müridin dünyevî arzuları, benliği ve bencil istekleri bir bir yok edilir. Bağrın delinmesi ve kan akıtılması ise kalbin masivadan, yani Allah'tan gayrı her şeyden temizlenmesi sürecinde çekilen sülûk acılarını temsil eder. İşaret buyrulur ki, bu beyit fenâ fi'ş-şeyh mertebesinin ilk adımlarına, sâlikin kendi varlığından vazgeçme sancılarına karşılık gelir; mürid mürşidinin celâl tecellîsi karşısında teslimiyet göstererek canını feda etmeye hazır hale gelmelidir.

Başım önünde çevgân elindeÇelmeden gayrı yâ ne kasdın var

Zâhirî manada beyit, ucu eğri bir polo sopası olan çevgân ile bu sopayla vurulup yönlendirilen bir topun hikayesini anlatır. Âşık, sevgilinin önünde başını bir top gibi eğmiş, onun elindeki çevgânın darbelerine kendini teslim etmiştir. Tasavvufî mazmunda baş, sâlikin cüz'î iradesini, aklını ve benliğini; çevgân ise mürşid-i kâmilin irşad ve tasarruf gücünü temsil eder. Çelmek, topa vurup onu dilediği yöne savurmak demektir ki bu da mürşidin müridi kendi dilediği gibi terbiye etmesi, onu halden hale sokmasıdır. Derûnî katmanda bu beyit, tam bir teslimiyet ve rıza makamına işaret eder. Sâlik, mürşidinin önünde tamamen iradesiz kalmalı, tıpkı çevgân önündeki top gibi onun tasarrufuna boyun eğmelidir. Bu hal, sâlikin kendi fiillerini yok sayıp her fiilin hakiki failinin Hakk olduğunu müşahede ettiği fenâ-i ef'âl mertebesinin bir tezahürüdür.

Tiğ-i gamzenle doğradın bağrımCism u cânı kurbâna kasdın var

Zâhirde sevgilinin öldürücü bakışı olan gamze, keskin bir kılıca benzetilmiş ve aşığın bağrını dilim dilim doğradığı söylenmiştir. Tasavvufî ıstılahta tîğ-i gamze, mürşid-i kâmilin sâlike yönelttiği keskin ve dönüştürücü teveccühüdür. Bu nazar, sâlikin iç dünyasındaki kötü huyları, dünyevî bağları ve benlik iddialarını kesip atan ilâhî bir kılıç hükmündedir. Cism ve canın kurban edilmesi ise sâlikin hem maddî varlığından hem de manevî iddialarından vazgeçerek ölmeden önce ölmek sırrına ermesidir. İşaret buyrulur ki, bu beyit fenâ-i sıfât mertebesine tatbik edilir. Mürşidin teveccühüyle sâlikin beşerî sıfatları yok olur ve yerini ilâhî sıfatların tecellîsine bırakır; sâlik artık kendi varlığıyla değil, mürşidinin ve nihayetinde Hakk'ın sıfatlarıyla var olmaya başlar.

Onmadık başım kavgâya saldınPâdişâhım seyrâna kasdın var

Zâhirî düzeyde dertli, iflah olmaz aşığın başını belalara, kavgalara salan sevgilinin, onun bu perişan halini uzaktan bir eğlence gibi seyretmek istediği sitemi dile getirilir. Mecâzî anlamda onmadık baş, dünya işlerinden ümidini kesmiş, aşk derdiyle divane olmuş sâliktir; kavga ise sülûk yolundaki çetin nefis mücadelesi, kınayanların kınamasına maruz kalmak ve içsel çelişkilerdir. Padişah, mutlak tasarruf sahibi olan mürşid veya onun şahsında tecellî eden Hakk Teâlâ'dır; seyran ise bu mücadelenin ilâhî huzurda izlenmesidir. Derûnî katmanda şârihler bu beyti murâkabe ve müşahede makamıyla açıklar. Mürşid, sâliki bilerek imtihan meydanına, bela ve sıkıntıların ortasına bırakır ki sâlik kendi aczini idrak etsin ve sadece Hakk'a sığınsın. Bu bela meydanı, sâlikin sadakatinin ve sabrının sınandığı, nihayetinde ilâhî rızanın kazanıldığı bir seyran yeridir.

Beni gör n'oldum sararup soldumVasl umarken hicrâna kasdın var

Zâhirî manada âşık, aşk acısıyla sararıp solduğunu belirterek sevgiliye halini arz etmekte ve kavuşma ümit ederken ayrılık acısına çarptırılmasından yakınmaktadır. Tasavvufta sararıp solmak, sâlikin riyazet, mücahede ve aşk ateşiyle erimesinin dışa vuran nişanesidir; vasl, mürşidde ve Hakk'ta fâni olma neşesi, hicran ise sâlikin henüz kemâle ermemesi sebebiyle yaşadığı manevî uzaklık ve kabz halidir. İşaret buyrulur ki, seyr ü sülûk yolunda kabz ve bast, yani daralma ve genişleme halleri birbirini takip eder. Sâlik tam vuslat neşesini bulduğunu sandığı anda, mürşid onu hicran ateşiyle tekrar pişirir; çünkü ham bir vuslat kalıcı olamaz. Hicran acısı, sâlikin içindeki son benlik kırıntılarını da temizleyerek onu hakiki ve kalıcı bir vuslata hazırlar.

Bu vücûdumu odlara yakdınBen de bildim biryana kasdın var

Zâhirî düzeyde aşığın bedeninin aşk ateşleriyle yakıldığı ve sevgilinin onu tamamen yok etmeye, bir yana fırlatmaya veya büryan etmeye kastettiği ifade edilir. Tasavvufî mazmunda vücudun ateşlere yakılması, sâlikin varlık iddiasının ilâhî aşk ateşiyle mahvedilmesidir. Biryana veya bazı nüshalardaki büryana ifadesi, sâlikin içinin tamamen yanıp kavrulması anlamına geldiği gibi, onun yönünün tamamen tek bir tarafa, yani vahdet canibine çevrilmesi olarak da anlaşılır. Derûnî katmanda bu beyit, fenâ-i zât mertebesine işaret eder. Sâlikin zâtî varlığı, aşk ateşiyle yanıp kül olduğunda geriye ne mürid kalır ne de onun iddiaları; her şey mutlak varlıkta yok olur. Bu yanış, sâliki kesret çokluğundan kurtarıp vahdet birliğine ulaştıran en kestirme yoldur.

Bu Niyâzî'yi ağlatdığındanAnlanır kim ihsâna kasdın var

Makta beytinde Âşık Niyâzî kendi nefsine hitap ederek, sevgilinin onu ağlatmasının aslında büyük bir lütuf ve ihsanın habercisi olduğunu idrak ettiğini söyler. Zâhirde ağlamak bir hüzün ve acı göstergesidir; fakat tasavvufî hakikatte aşığın gözyaşları, kalbin tasfiyesine ve günahların temizlenmesine vesile olan rahmet damlalarıdır. Mürşidin veya Hakk'ın celâl tecellîsiyle sâliki ağlatması, onu manen olgunlaştırmak ve cemâl tecellîsine hazırlamak içindir. İşaret buyrulur ki, bu beyit bekâ-billâh mertebesine ve rıza makamına karşılık gelir. Sâlik, başına gelen her türlü bela ve musibetin, mürşidinden gelen her kahrın aslında gizli bir lütuf olduğunu anladığında rıza makamına ermiş olur. Ağlatmak, kalbi dünya kirlerinden yıkayıp temizlemek içindir; temizlenen o gönül hanesine ise nihayetinde ilâhî ihsanlar, marifetullah nurları ve ebedî vuslat neşesi dolacaktır.

ziyaretçi defteri

deftere not bırakın

Rumuz dışında kişisel bilgi istenmez; notlar tasnif edildikten sonra neşredilir.