O yâr mihmânımız oldu Gelin dostlar bize gelin Gönlümüz şevk ile doldu Gelin dostlar bize gelin Ufkumuzdan güneş doğdu Nefsin karanlığın boğdu Hidâyet Hâdî’den oldu Gelin dostlar bize gelin Seyyid Hulûsî nâmımız Sabâh oldu akşamımız Bugün kutlu bayramımız Gelin dostlar bize gelin
Tasavvuf yolunun nihai gayesi, kulun kendi varlığından geçerek Hakk’ın varlığında fani olması, yani fenâfillâh mertebesine erişmesidir. Hulûsi Efendi’nin bu samimi ve iştiyak dolu nutk-ı şerifi, baştan ayağa bu fena dairesinin neşesini ve mürşid-i kâmilin gönle misafir olmasıyla başlayan manevi uyanışı terennüm eder. Şair, mürşidinde fani olan müridin, bu fena sayesinde Resûlullah efendimizin nuruna ve nihayetinde Cenâb-ı Hakk’ın rızasına nasıl kavuştuğunu remzeder. Zahirde bir dost meclisine davet gibi görünen bu çağrı, hakikatte kalpten kalbe akan muhabbet zincirine, rabıta ve nisbet iklimine yapılan manevi bir davettir.
O yâr mihmânımız oldu / Gelin dostlar bize gelin / Gönlümüz şevk ile doldu / Gelin dostlar bize gelin dendiğinde, şarihler buradaki yâr kelimesinin öncelikle mürşid-i kâmili işaret ettiğini belirtirler. Mürşidin müridin gönül hanesine misafir olması, yani mihmanlığı, rabıta vasıtasıyla mürşidin nurunun müridin kalbine hulul etmesidir. Bu manevi misafirlik, müridin kendi benliğinden geçerek mürşidinde fani olması yolundaki ilk adımdır. Gönül hanesi bu kutlu misafirle şereflenince, kalbe ilahi bir neşe ve arzu, yani şevk dolar. Şairin dostları kendi meclisine çağırması, bu manevi zevkin ve feyzin paylaşıldığı sohbet halkasına davettir; zira Nakşibendî yolunda feyiz, ancak ihvanın bir araya gelmesi ve kalplerin birbirine ayna olmasıyla katlanır.
Ufkumuzdan güneş doğdu / Nefsin karanlığın boğdu / Hidâyet Hâdî’den oldu / Gelin dostlar bize gelin hanesinde, mürşidin müridin gönül ufkunda bir güneş gibi doğuşu tasvir edilir. Bu güneş, hakikatte nûr-ı Muhammedî’nin mürşid vasıtasıyla müridin kalbine yansıyan şulesidir. İnsanın iç dünyasını karartan, onu Hakk’tan uzaklaştıran nefsin karanlığı, ancak bu manevi güneşin doğmasıyla zail olur, yani ortadan kalkar. Şair, hidayetin ancak her şeyi doğru yola ulaştıran el-Hâdî isminin tecellisiyle mümkün olduğunu hatırlatarak edep dairesini muhafaza eder. Mürşid burada bir vesiledir; hidayet doğrudan doğruya Allah’tandır. Bu idrak, müridin mürşidinde fani olurken tevhid hakikatini de kavradığını ve fenâfillâh dairesine adım attığını gösterir.
Seyyid Hulûsî nâmımız / Sabâh oldu akşamımız / Bugün kutlu bayramımız / Gelin dostlar bize gelin mısralarında ise sülûkunu tamamlayan veya bu yolda mesafe kateden salikin ulaştığı huzur hali beyan edilir. Akşamın karanlığı ve kasveti, mürşidin himmeti ve zikrullahın nuruyla ebedi bir sabaha, yani aydınlığa inkılap etmiştir. Nefsin karanlığından kurtulup ruhun aydınlığına kavuşan mürid için artık her an bir bayramdır. Bu bayram, vuslat bayramıdır; müridin mürşidinde, mürşidin Resûlullah’ta ve nihayet hepsinin Hakk’ın varlığında fani olduğu o yüce tevhid neşesidir. Şair, kendi mahlasını zikrederek bu manevi devleti tüm dostlarıyla paylaşmak ister ve onları bu ebedi bayram sofrasına, yani muhabbet ve zikir meclisine davet eder.