şu an hazırlanmaktadır, sabrınıza teşekkürler.
naksibend.comyolumuz sohbet yoludur
← beyitler

Öte öte üstümüzden geçersin Eski yeni yarelerim açarsın Kanadın vardır senin uçarsın Ötme bülbül ötme bağrım delindi A bülbülüm âvâzın tâ arşa çıkdı Yine yanmışların bağrını yakdı Senin de yavrunu şâhin mi kapdı Ötme bülbül ötme bağrım delindi Derviş Yunus bugün sende mi uçtun Acı deryaları öte mi geçtin Ayrılık şerbetinden sen de mi içtin Ötme bülbül ötme bağrım delindi

Yûnus Emreihvân okuması
Öte öte üstümüzden geçersin
Eski yeni yarelerim açarsın
Kanadın vardır senin uçarsın
Ötme bülbül ötme bağrım delindi
A bülbülüm âvâzın tâ arşa çıkdı
Yine yanmışların bağrını yakdı
Senin de yavrunu şâhin mi kapdı
Ötme bülbül ötme bağrım delindi
Derviş Yunus bugün sende mi uçtun
Acı deryaları öte mi geçtin
Ayrılık şerbetinden sen de mi içtin
Ötme bülbül ötme bağrım delindi
Ayrılık şerbetinden sen de mi içtin
Ötme bülbül ötme bağrım delindi
0:00 /
Tarayıcınız dinleme çubuğunu açamadı — kaydı aşağıdan dinleyebilirsiniz:
Ana kayıt
şerh

Yunus Emre Hazretlerinin bu nutk-i şerîfi, baştan sona ilâhî aşkın potasında eriyen bir gönlün feryadını ve seyr ü sülûk yolculuğunun merhalelerini terennüm etmektedir. Tasavvufî neşvede bülbül, her daim hakiki sevgilinin, yani Hakk'ın ve O'nun yeryüzündeki tecelligâhı olan mürşid-i kâmilin hasretiyle yanan sâlikin remzidir. Bu eserde bülbülün feryadı, sâlikin kendi iç dünyasındaki yankısıyla birleşir. Şiir boyunca bülbüle hitap eden âşık, aslında kendi gönül aynasına bakmakta ve mürşidinde fâni olma yolunda çektiği çileleri, duyduğu derin muhabbeti dile getirmektedir. Bu muhabbet zinciri, müridin mürşidine olan bağlılığından başlayıp, mürşidin şahsında Resûlullah Efendimize ve nihayetinde Cenâb-ı Hakk'a uzanan fenâfillâh dairesini tamamlar.

Öte öte üstümüzden geçersinEski yeni yarelerim açarsınKanadın vardır senin uçarsınÖtme bülbül ötme bağrım delindi

Zâhirî mana düzeyinde bu mısralar, bülbülün durmaksızın ötüşerek üzerimizden süzülüp gitmesini ve bu ötüşün gönüldeki eski ve yeni yaraları yeniden deşip kanatmasını anlatır. Onun uçmasını sağlayan kanatları varken, sâlik bu feryat karşısında çaresiz kalmış ve bülbüle ötmemesi için yalvarmaktadır; zira bu ses onun bağrını delik deşik etmektedir. Cümle içinde öte öte tabiri bülbülün feryat ederek ötüşünü, yare ise gönüldeki yaraları ifade eder.

Mecâzî ve mazmun katmanında buradaki bülbül, mürşid-i kâmilin gönlünden taşan ilâhî marifetleri ve zikrullahın coşkusunu taşıyan sâliktir. Bülbülün üstümüzden geçmesi, mürşidin sâlik üzerindeki manevi tasarrufuna ve himmetinin sâlikin gönül semasında kanat çırpmasına işarettir. Eski ve yeni yaraların açılması ise, sâlikin ezel bezminde Hakk'a verdiği ahdi hatırlaması ve bu dünya gurbetinde mürşidinin sohbetiyle uyanan aşk-ı hakiki acısıdır. Kanat, sâlikin seyr ü sülûkteki manevi himmet ve gayretidir. Mürşidin nefesiyle uyanan bu aşk, sâlikin zâhirî benliğini yıkarak onu mecâzî aşktan hakiki aşka taşıyan bir köprü vazifesi görür.

Derûnî ve işârî mana bakımından bu mısralar, seyr ü sülûkün başlangıcındaki tövbe, teslimiyet ve râbıta hallerine işaret eder. Sâlik, mürşidinin huzuruna ilk adım attığında, kalbindeki gaflet perdeleri aralanır ve eski günahların nedameti ile yeni uyanan vuslat arzusunun sancısı birleşerek yare olur. Bülbülün ötüşü, mürşidin kalbinden müridin kalbine akan feyz ve nisbettir. Bu feyz akışı sâlikin nefsini hırpalar, onu fenâ fi'ş-şeyh makamına hazırlar. Şârihler işaret buyururlar ki, sâlikin ötme bülbül diye feryat etmesi, nefs-i emmârenin bu manevi tasarruf karşısında can çekişmesinden ve benliğin erimesinden kaynaklanan tatlı bir ıstıraptır. Bu hal, sâlikin mürşidinin aynasında fâni olmaya başladığı ilk duraktır.

A bülbülüm âvâzın tâ arşa çıkdıYine yanmışların bağrını yakdıSenin de yavrunu şâhin mi kapdıÖtme bülbül ötme bağrım delindi

Zâhirî mana düzeyinde bülbülün feryat dolu sesi, göklerin en yüksek katı olan arşa kadar ulaşmış ve zaten aşk ateşiyle yanıp kavrulanların bağrını bir kez daha yakmıştır. Şair, bülbülün bu derece feryat etmesini, onun yavrusunun bir şahin tarafından kapılmış olmasına bağlar ve bu acı dolu ötüşün durmasını ister. Cümle içinde âvâz ses ve feryat, şâhin ise yırtıcı bir kuş olarak yer alır.

Mecâzî ve mazmun katmanında bülbülün âvâzının arşa çıkması, sâlikin samimi zikrinin ve yalvarışının ilâhî huzurda kabul görmesidir. Yanmışlar tabiri, mürşidin terbiyesinde pişmiş, dünya sevgisinden arınmış ve fenâ fi'r-resûl mertebesine adım atmış olan kâmil müminlerdir. Şâhin mazmunu, sâliki her an imtihan eden ilâhî celâl tecellîlerini veya sâlikin kalbindeki son dünya kırıntılarını da söküp alan mürşid-i kâmilin heybetini temsil eder. Yavru ise sâlikin sülûk esnasında elde ettiği manevi haller, zevkler ve makamlardır. Şahinin yavruyu kapması, sâlikin bu manevi zevklere takılıp kalmaması için mürşidinin veya bütünüyle Hakk'ın o halleri ondan geri alması, onu mutlak fakr ve yokluk makamına çekmesidir.

Derûnî ve işârî mana bakımından bu dörtlük, sâlikin fenâ-i sıfât ve fenâ-i zât mertebelerine doğru ilerlerken yaşadığı ağır imtihanları ve murâkabe halini tasvir eder. Sâlik, kazandığı manevi makamları ve halleri kendi benliğine nisbet etmeye başladığında, ilâhî celâl tecellîsi bir şahin gibi inerek bu yapay sahiplenmeyi yok eder. Bu durum, sâlik için büyük bir acı ve hicran gibi görünse de, aslında onu bekâbillâh makamına hazırlayan en büyük lütuftur. Şârihler bu hali, sâlikin mürşidinde ve Resûlullah'ta fâni olarak kendi iradesinden tamamen vazgeçmesi ve "Ölmeden önce ölünüz" hadîs-i şerîfinin sırrına mazhar olması şeklinde anlar. Bu merhalede sâlikin feryadı, nefsî bir sızlanma değil, ilâhî tecellîlerin ağırlığı altında ezilen ruhun iniltisidir.

Derviş Yunus bugün sende mi uçtunAcı deryaları öte mi geçtinAyrılık şerbetinden sen de mi içtinÖtme bülbül ötme bağrım delindi

Zâhirî mana düzeyinde Derviş Yunus kendi nefsine seslenerek, onun da bugün bülbül gibi uçup uçmadığını, acı denizleri aşıp aşmadığını ve nihayetinde o acı ayrılık şerbetini tadıp tatmadığını sormaktadır. Bu ortak kader karşısında bülbülün ötüşü, onun bağrını delmeye devam etmektedir. Cümle içinde derya denizleri, şerbet ise içilecek tatlı sıvıyı ifade ederken, ayrılıkla birleşerek tezat oluşturur.

Mecâzî ve mazmun katmanında uçmak tabiri, sâlikin ruhunun cismani bağlardan kurtularak manevi alemlere yükselmesini, yani urûcunu ifade eder. Acı deryalar, sâlikin seyr ü sülûk boyunca geçmek zorunda olduğu nefis tezkiyesi merhaleleri, dünya meşakkatleri ve kesret âleminin dalgalarıdır. Ayrılık şerbeti ise tasavvuftaki en büyük sırlardan biridir. Şerbet normalde tatlıdır ancak ayrılıkla birleştiğinde acılaşır. Bu mazmun, sâlikin vahdet deryasına ulaştıktan sonra, halkı irşad etmek üzere yeniden kesret âlemine, yani kulların arasına gönderilmesini temsil eder. Bu dönüş, Hakk'tan bir nevi ayrılık hissi uyandırdığı için acıdır, fakat Hakk'ın rızası dairesinde gerçekleştiği için özünde en tatlı şerbettir.

Derûnî ve işârî mana bakımından makta beytinde Derviş Yunus, kendi nefsine hitap ederek ulaştığı nihai makamı edeple setretmektedir. Derviş Yunus bugün sende mi uçtun suali, sâlikin fenâfillâh dairesini tamamlayıp bekâbillâh sırrına erdiğine işaret eder. Acı deryaların geçilmesi, sâlikin fenâ-i ef'âl, sıfât ve zât mertebelerini aşarak tevhidin hakikatine ulaştığını gösterir. Ayrılık şerbetinin içilmesi ise, mürşidinin terbiyesinde pişen sâlikin, artık kendisinin de bir rehber, bir ayna haline gelerek halkın arasına dönmesi vazifesidir. Şârihler işaret buyururlar ki, bu makamda sâlik hem Hakk ile beraberdir hem de halkın içindedir. Onun bağrının delinmesi, artık kendi şahsi acılarından değil, ümmet-i Muhammed'in dertleriyle dertlenmesinden ve onları Hakk'a davet ederken çektiği çilelerdendir. Bu nihai noktada mürid, mürşid ve Resûlullah tek bir muhabbet zincirinde birleşmiş, hepsi birbirinin aynası olmuştur.

ziyaretçi defteri

deftere not bırakın

Rumuz dışında kişisel bilgi istenmez; notlar tasnif edildikten sonra neşredilir.