şu an hazırlanmaktadır, sabrınıza teşekkürler.
naksibend.comyolumuz sohbet yoludur
← beyitler

Yârin hayalinden Yârin gamından, Bana bir acaip oldu bugün. Benim bir derdimi bine yetirdi, Yandı ciğerlerim kül oldu bugün. Aktı gözüm yaşı oldu bir ırmak, Bana haram oldu dünyada durmak, Ne müşkül dert imiş Yâr'den ayrılmak, Gecemle gündüzüm bir oldu bugün. Öksüz Kerem eder ya ben nideyim, Eşime dostuma haber edeyim, Alıp başım diyar diyar gideyim, Bildiğim dağlara yar oldu bugün.

Keremihvân okuması
Yârin hayalinden Yârin gamından,
Bana bir acaip hâl oldu bugün.
Bana bir acaip hâl oldu bugün.
Benim bir derdimi bine yetirdi,
Yandı ciğerlerim kül oldu bugün.
Aktı gözüm yaşı oldu bir ırmak,
Bana haram oldu dünyada durmak,
Bana haram oldu dünyada durmak,
Ne müşkül dert imiş Yâr'den ayrılmak,
Gecemle gündüzüm bir oldu bugün.
0:00 /
Tarayıcınız dinleme çubuğunu açamadı — kaydı aşağıdan dinleyebilirsiniz:
Ana kayıt
şerh

Âşık ile mâşuk arasındaki o görünmez bağın, kalbe düşen ilk kıvılcımla nasıl bir yangına dönüştüğünü anlatan bu manzume, baştan sona bir dervişin içsel ürperişlerini ve manevi yolculuğunu terennüm eder. Şiirde dile getirilen Yâr, hakiki muhabbetin yöneldiği yegâne merci olan Cenâb-ı Hak veya O’na ulaştıran manevi rehberdir. Gönle düşen bu aşk, sâliki kendi varlığından geçirerek onu bütünüyle sevgiliye ram eden bir dönüşüm sürecinin habercisidir.

Tasavvuf yolunda çekilen her sıkıntı, aslında ruhun arınması için bir vesiledir. Şairin yaşadığı bu acayip hâl, sıradan bir keder değil, insanı hamlıktan kurtarıp olgunlaştıran manevi bir uyanıştır. Bu uyanışla birlikte dünya hayatının geçici bağları çözülmeye başlar ve kul, asıl vatanına doğru bir hicretin eşiğine gelir.

İlk dörtlükte şair, sevgilinin hayali ve onun hasretiyle içine düştüğü hayret makamını dile getirir. Gönülde beliren o mukaddes hayal ve ayrılık acısı, dervişin iç dünyasında tarifi imkânsız bir halet-i ruhiye meydana getirmiştir. Bu dert, dünyevi dertler gibi insanı yıpratmaz; aksine onu çoğaltarak manevi bir zenginliğe ulaştırır. Ciğerlerin yanıp kül olması ise tasavvuftaki fena makamına, yani benliğin aşk ateşinde yok edilerek geriye sadece Sevgili’nin kalmasına işaret eder. Şârihler bu durumu, kulun kendi iradesinden vazgeçip İlahi iradeye teslim olması şeklinde anlar.

İkinci dörtlükte, içteki bu yangının dışa vuran akisleri görülür. Gözden akan yaşların ırmak olması, kalpteki muhabbet coşkusunun dışarı taşmasıdır. Bu derece yüksek bir aşkı tadan bir kimse için artık dünya hayatının geçici zevkleriyle oyalanmak haram, yani anlamsız hale gelir. Sevgiliden ayrı kalmanın getirdiği o çetin dert, zaman algısını da ortadan kaldırır; gece ile gündüz birbirine karışır. Bu durum, dervişin her anını Sevgili’yi anarak geçirdiği, kesret dünyasından vahdet birliğine ulaştığı bir cezbe halidir.

Son dörtlükte şair, kendi çaresizliğini ve bu yolda yapması gerekeni teslimiyetle kabul eder. Eşe dosta haber verip diyar diyar gitmek, sadece fiziki bir yolculuk değil, nefsin arzularından sıyrılıp Hakk’a doğru yapılan manevi bir hicrettir. Şairin sığındığı o bilinen dağların yâr olması ise yalnızlığın ve inzivanın, Hak ile baş başa kalmanın bir sembolüdür. Yolun zorlukları ve engelleri temsil eden dağlar, artık aşılması gereken birer düşman değil, dervişin yalnızlığına ortak olan birer dost haline gelmiştir.

ziyaretçi defteri

deftere not bırakın

Rumuz dışında kişisel bilgi istenmez; notlar tasnif edildikten sonra neşredilir.